Son zamanlarda sürekli birbiriyle karıştırılan, birbiri yerine kullanılan ya da tamamen birbirinden bağımsız kavramlarmış gibi bahsedilen; Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Sürdürülebilirlik kavramları. Öncelikle, bu iki kavram doğru konumlandırıldığında birbirini dışlayan değil, birbirini güçlendiren yaklaşımlar sunuyor.
Kurumsal sosyal sorumluluk kavramını kısaca, şirketlerin topluma karşı sorumluluklarını yerine getirme yaklaşımı olarak düşünebiliriz, eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, dezavantajlı gruplar, kültür-sanat, afet destekleri gibi alanlarda yürütülen projeler bu kapsamda değerlendirilir. Ayrıca Kurumsal Sosyal Sorumluluğun temel motivasyonu; toplumsal fayda yaratmak, paydaşlarla güven ilişkisi kurmak, kurumsal itibarı güçlendirmektir. Sürdürülebilirlik ise daha geniş bir çerçeve sunar. Şirketlerin yalnızca sosyal değil; çevresel, ekonomik ve yönetişim alanlarındaki etkilerini birlikte ele almasını gerektirir.
Sürdürülebilirlik yaklaşımı şu sorulara yanıt arar;
· İş modeli uzun vadede değer yaratıyor mu?
· Doğal kaynakları nasıl kullanıyoruz?
· Sosyal etkiler ölçülüyor ve yönetiliyor mu?
· Karar alma süreçleri şeffaf ve kapsayıcı mı?
Bu nedenle sürdürülebilirlik, projelerden çok stratejiyle, niyetten çok ölçümle, kısa vadeden çok uzun vadeli etkiyle ilgilidir.
Aslında basitçe aralarındaki farkla şöyle söyleyebiliriz; Kurumsal Sosyal Sorumluluk, “ne yaptığımızla” ilgilenir, sürdürülebilirlik ise “nasıl ve neden yaptığımızla”
KSS çoğu zaman proje bazlıdır; sürdürülebilirlik ise şirketin tüm operasyonlarına yayılan bir yönetim yaklaşımıdır.
Etkili bir kurumsal sosyal sorumluluk yaklaşımı; şirketin sürdürülebilirlik öncelikleriyle uyumluysa, etki odaklı kurgulanıyorsa, ölçülebilir sosyal etki yaratıyorsa, uzun vadeli bir dönüşümü hedefliyorsa artık sadece “iyi niyetli bir proje” değil, sürdürülebilirlik stratejisinin güçlü bir parçası haline gelir.